İzmir Gaziemir’deki radyasyon tehlikesi
Yıllar önce özel bir kuruluşun kendi fabrika sahasına bıraktığı ve içeriğinde radyoaktif Öropiyum (Eu-152) olan kurşun blokların hala temizlenmediğini 14, Haziran, 2021 tarihinde Cumhuriyet Gazetesinin elektronik ortamında verilen “İzmir’in Çernobili’nde radyasyon normal değerin 7 bin 291 katı!” başlıklı haberinden üzüntü ile öğrendim. Bu bağlamda konu ile ilgili düşünce ve uyarılarımı toplumumuzun ve yetkili kuruluşların dikkatine sunulmasında yardımcı olabilmek için aşağıda aktarıyorum.
Eu-152 radyoaktif maddesi farklı enerjilerdeki gama ve beta radyasyonlarını çok uzun olan yarı ömrüne bağlı olarak onlarca yıl çevreye salar. İnsan vücuduna girebilen gama radyasyonu, enerjisine de bağlı olarak vücut dışına çıkabilir. Vücudun, dışarıdan gelen beta radyasyonu ile ışınlanmasında ise bu radyasyon, enerjisine bağlı olarak sadece derinin belirli derinliklerine nüfuz eder. Esas tehlike, beta radyasyonunun solunum veya sindirim yoluyla vücuda alınmasıdır, bu durumda tüm radyasyon organ ve dokularda soğurulur.
Söz konusu haberde ölçümün kurşun blokların dışında ve havada yapıldığı anlaşılmaktadır. Bu ölçümün nasıl ve hangi tür bir detektörle yapıldığını bilemediğim için verilen sonuçla ilgili bir değerlendirme yapmak istemiyorum. Ancak, çok daha vahim bir durumu açıklamak istiyorum. Eu-152 izotopunun yaydığı beta radyasyonunun büyük bir kısmı kurşun ile karışık olduğu için, kurşun blokta soğurulmakta sadece yüzeyde bulunan düşük miktardaki radyasyon harici olarak dedekte edilmektedir. Bu kurşunun eritilmesi durumunda ortaya çıkacak buhar, önemli ölçüde radyasyon içerecektir. Bu buharın solunması ile vücuda alınacak beta radyasyonu insan sağlığını, solunan aktivite miktarına göre, ciddi şekilde tehdit edecektir.
Eu-152 içeren kurşunlar Gaziemir’de açık bir alanda durmaktadır. Bir gazete muhabiri ve akademisyenin bu sahaya girip ölçüm yapması, gerekli fiziksel korunmanın sağlanamadığını göstermektedir. Kurşunun oldukça pahalı bir malzeme olmasının hırsızlığını da cazip hale getireceği şüphesizdir. Çalıntı kurşunları satın alan kişiler kuşkusuz bu kurşunları amaçları doğrultusunda eriterek işleyeceklerdir. Bir diğer husus bölgede çıkabilecek bir yangında radyoaktif maddenin toprağa ve suya karışması ile başta çocuklar olmak üzere çevre halkının sağlığına vereceği zarardır. Konuyu incelerken izlediğim video haberleri ise (dw.gaziemir) tek kelime ile kanımı dondurdu. Yıllar önce, Türkiye Atom Enerjisi Kurumu (TAEK) tarafından durum saptandığı halde hala hiçbir önlemin alınmaması inanılır gibi değil.
Aldığım duyumlar, kurşun nedeniyle çevre kirliliğinin de ortaya çıktığını ve dolayısıyla sorunun, TAEK’in kapatılmasıyla kurulan Nükleer Düzenleme Kurumunun (NDK) yanı sıra Çevre Bakanlığının da sorumluluk sahasına girdiğini ancak bu iki kurumun ortak bir çözüm üretemediği yolunda.
Devletin iki kurumunun yıllardır bir masaya oturup çözüm bulamaması kabul edilir gibi değil.
Eski TAEK ve NDK’nın yasal mevzuatları incelendiğinde, söz konusu radyoaktif atıkların bertaraf edilmesindeki sorumluluğun kime ait olduğu kolayca anlaşılabilir.
Bu konu yıllar öncede gündemdeydi, geçen süre zarfında bende sorunun çözüldüğü gibi bir kanaat oluşmuştu. İyi ki basında tekrar gündeme getirildi ve geçte olsa, bir bilim insanının gerektirdiği sorumluluk anlayışıyla düşüncelerimi iletme şansını buldum.